« Önceki |

24/11/2009

Sogan


Faydaları:

* Soğan, yolculuk sırasındaki su değişikliğine karşı faydalıdır. Zehirli maddelerin kokusunu gide­rir. İştahı açar, mideyi kuvvetlendirir, cinsel istek ve arzuyu tahrik eder. Meniyi artırır, cildi güzelleştirir, balgamı keser ve mideyi temizler.

*Soğan tohumu ciltteki alaca hastalığını giderir.

* Saçkıran hastalığı olan yerin etrafı soğan tohu­mu tozu ile iyice ovuşturulursa, gerçekten faydalı olur.

* Soğan tohumu tozu, tuz ile karıştırılıp siğiller üzerine sürülürse, siğilleri giderir.

* Müshil ilacı içen kimse, soğan kokladıgı za­man, kusmayı ve midedeki bulantıyı önler ve ilacın kokusunu giderir.  

* Ağır işitme, kulak çınlaması, kulak iltihabı ve kulakta meydana gelen su toplanmasına karşı soğan suyu damlatılır.

* Soğan suyu göze sürme gibi çekildiğinde, göze inen (gözde toplanan) suya karşı faydalıdır.

* Soğan tohumu tozu ile bal karıştırılarak macun yapılır ve gözde meydana gelen beyaz perde hastalığı için sürme gibi göze çekilir.

 * Pişirilmiş soğanın gıda değeri daha yüksek­tir.Sarılık, öksürük, nefes darlığı hastalıkları için pişirilmiş soğan gayet faydalıdır. İdrarı artırır, tabi­atı yumuşatır.

 * Kuduz olmayan köpeğin ısırdığı yere soğan su­yu, tuz ve sedef otu ile macun yapılıp sürülürse, ga­yet faydalıdır.

* Soğan; devamlı yenildiği zaman, basur memele­rinin ağzını açar.

* Soğan, et ile beraber yenirse, etin yağının tesi­rini giderir. Nitekim Hz. Muâviye de, kendisini zi­yarete gelen bir heyete verdiği ziyafette, sofraya so­ğan da getirtmiş ve * “Soğandan yiyiniz! Zira bir kimse yabancı bir yerde soğan yerse, oranın suyu o kimseye zarar vermez” demiştir

Uyarı: Çiğ soğan yemek, yarım baş ağrısı yapar. Başa ağırlık verir, şişkinlik ve gaz yapar. Gözü karartır. Çok yenilmesi unutkanlık meydana getirir, ağız ko­kusunu değiştirir, kötü kokusu arkadaşlarına ve ko­ruyucu meleklere eziyet verir.

sogan ellerdeki yaslilik lekelerini giderir lekeler günde bir kac kez soganin yarisi ila ovulmalidir

sogan ayni zamnda kandaki kötü kollesterol ve yüksek seker düsürür  

100 gr sogandaki vitamin ve mineral degeri söyle

Kalium (mg) 175
Kalsium (mg) 31
Magnesyum (mg) 11
Phosphat (mg) 42
cinko (mg) 1,4
Selen (µg) 5
Fluorid (µg) 42
iyod (µg) 2
 
Folsäure (µg) 7
Vitamin C (mg) 9
kollesterol (mg) 0

 

 

alintidir

12/11/2009

Türkcemiz






Türkçeye Giren Yabancı Kelimeler
 
Günler:
1- Pazar:Farsça, Kürtçe & irani diller
2- Pazartesi: Pazar-ertesi
3- Salı: Farsça, Kürtçe & irani diller
4- Çarşamba: Farsça, Kürtçe & irani diller
5- Perşembe: Farsça, Kürtçe & irani diller
6- Cuma: Arapça
7- Cumartesi: Cuma-ertesi

Aylar:
1- Ocak: "Ocak" (ateş yakılan yer, ev yuva)
2- Şubat: Süryanice
3- Mart: Latince
4- Nisan: Süryanice
5- Mayis: Latince
6- Haziran: Süryanice
7- Temmuz: Sümer ve ibranice
8- Agustos: Latince
9- Eylül: Süryanice
10- Ekim: Türkçe "ekme" Tarlaların sürülüp ekildiği ay...
11- Kasım: (Eski Türkçe) Yine de tartışmaya açık..
12- Aralık: Türkçe'deki "aralık" sözünden geliyor. Tartışılır.

Renkler:
1- siyah: Farsça
2- kahverengi: Anlami açık
3- gri: Fransızca
4- kurşuni: Kurşun madeninin renginde
5- kırmızı: "kırmıs" Arapça olabilir.Böcek ismi.
6- bordo: Bordeaux: Fransa'da bir şehir
7- turuncu: meyve renginden; turunc-u...
8- pembe: Farsça
9- yeşil: Türkçe'deki "yas" (diri) sözcügünden geliyor. Tartışılır
10- turkuaz: "Turkuaz" taşının rengi
11- mavi: Arapça
12- lacivert: Farsça
13- yavruağzı: kuş yavrularının ağız rengi
14- menekşe: Farsça
15- mor: Arapça
16- leylak: Yine bir çiçek rengi...
17- bej: Fransızca
18- kara: Diğer dillerde o kadar çok anlamı var ki en iyisi hiç bulaşmamak..
19- haki: Arapça
20- eflatun: ?



Devam ediyoruz

Biz de şöyle bir baksak:

Çiçek: Farsça (Çeçek)
Nebat: Arapça
Sebz: Farsça; yeşil anlamında
Hububat: Arapça
Bakla: Arapça
Bakliyat: Arapça
Baklava: Arapça
Gül: Farsça, Kürtçe
Müge: Fr; Muguet
Menekçe: Farsça-Kürtçe; Binevş
Sümbül: Farsça
Glayöl: Fr-İng
Lale: Farsça
Kakûle: Farsça
Zencefil: Arapça; Zencebil
Tarçın: Arapça
Domates: Meksika yerlilerinin dilinden
Çay: Çince
Kahve: Arapça
Şeker: Hint-Avrupa dillerinden
Reyhan: Arapça-Farsça
Turunç: Farsça
Portakal-Mandalin: Hint-Avrupa dillerinden
Narenc-Narenciye: Farsça
Greyfurt: İng; Grape-fruit
Brokoli: İtalyanca
Şebboy: Farsça (Şeb: Gece kelimesinden mülhem)
Kaktüs: Amerika yerli dilinden
Safran: Farsça
Nişasta: Farsça
Limon: Hint-Avrupa dilleri’nden
Kivi: Avustralya yerli dili
Avokado: Güney Amerika yerli dili
Hoş, güzel gonca anlamında,Gonca: Farsça
Şeftali: Farsça (Şeftalû)
Gülnar: Farsça; Nar çiçeği anlamında
Zeytin: Arapça; Zeytûn,
Meşe: Farsça
Ve daha binlercesi yabancı


Çoğu Yunanca olan Meyve, Sebze ve Bitki isimleri

Açelya Azalea
Ananas Ananas
Anemon Anemonis
Bamya Bamia
Barbunya Barbunia
Biber Piperi
Bulgur Bligouri
Fasulye Fasoulia
Fulya Fulia
Ispanak Spanaki
Karanfil Karafilli
Kayısı Kaisi
Kestane Kastano
Kiraz Kerasi
Krizantem Krisantemi
Köknar Kukunari
Lahana Lahano
Limon Lemoni
Mandalina Mandarini
Manolya Manolia
Mantar Manitari
Marul Maruli
Maydanoz Maidanos
Muşmula Mousmoula
Ökaliptus Ev Kalips
Papatya Papadia
Patates Patates
Patlıcan Patlatzani
Pırasa Praso
Portakal Portokali
Sümbül Zoumbouli
Vişne Visine
Yasemin Yasemi


Peki hayvanların?

Hayvan: Arapça, "Ayakta kalan, diri kalan, hayy kalan anlamında,
Akreb: Ar
Fâre: Arapça
Kedi: Hint-Avrupa dillerinden
Beygir: Farsça-Kürtçe: Bergir
Akbaba: Farsça-Arapça: Uqab
Öküz: Hint-Avrupa dillerinden
Zürafa: Arapça
Fil: Arapça
Timsah: Arapça
Krokodil: Yunanca,
Piton: Yunanca
Boa: Güney Amerika yerli dili
Jaguar: Güney Amerika yerli dilinde “Orman’
ın Hayâleti” anlamında
Kukumav: Yunanca; Kukuvaya,
Papağan: Latin Amerika yerli dilleri
Kalkan: Yunanca
Kefal: Yunanca
Lüfer: Yunanca
İzmarit-İstavrit-İspari-İspendik-Levrek-İspermeçet-İspinoz-İskorpit: Yunanca.
Hepsini buraya çağırsam sığmazlar!


Yemek-tatlı-içki isimleri

Çorba; Farsça; Zırbe (Sarmısak çorbası anlamında)
Yahnî: Farsça
Lahmacun : Arapça
Kebab: Arapça
Biryan-Büryan (Püryan): Farsça; Kebab, pişmiş et anlamında
Lokum: Arapça
Peş Melba: Fr; Pêche Maelba (Melba Şeftalisi anlamında, Avusturya’daki Maelba düşesine ithaf edileb şeftalili bir tatlı)
Lalanga: Yunanca; Lalaga (Kızartma anlamında)
Nuriye: Arapça
Şŭbiyet: Arapça
Makarna: İtalyanca Makaroni
Spagetti: İtalyanca
Pizza: İtalyanca
Pasta: İtalyanca
Hamburger; İng-Alm
Bira: İtalyanca
Şarab: Arapça, Farsça, Kürtçe
Konyak: Fransızca
Whisky: İng
Keşkül: Farsça (dilenci kabı anlamında)
Milfőy (Mille-feuilles): Fr (Bin yaprak, bin tabaka anlamında)
Şerbet: Arapça
Şurub: Arapça
Şıra (Şire): Farsça
Şirden (Şirdan): Farsça
Likőr (Liqueur Fr, Liquor-Lat)
Krem Karamel: Fr
Gulaş (Guyaş); Macarca.


Çoğu Yunanca olan ve Günlük kullanılan Malzeme, Eşya ve Alet isimleri

Anahtar Anahtari
Cımbız Tsimpida
Çengel Tsingeli
Çember Tsemperi
Fener Fanari
Fırın Fournos
Fincan flitzani
Fıçı Foutsi
Fırça Fırtsas
Halat Halati
İskemle İskemle
Istaka Steka
Izgara Skara
Kavanoz Kavanos
Kiler Kelari
Kilit Klidi
Kiremit Keramidi
Kundak Kontaki
Kova Kouvas
Kümes Koumesi
Kutu Kouti
Lamba Lampa
Makara Makaras
Masa Maso
Mangal Mangali
Pabuç Papoutsi
Patik Patiki
Sünger Sfungari
Semer Samari
Teneke Tenekes
Tepsi Tapsi
Vernik Verniki

 

netten alintidir

12/11/2009

Dolunay

 

   
       


 
Zaman ihtiyarladıkça Kur'an-ı Kerim ve Sünneti Nebeviye gençleşiyor. Modern ilimlerin terakkisiyle, on dört asır önce gelen o ümmi zatın ( s.a.v.) yaşadığı hayatın ve tavsiye ettiği prensiplerin mükemmelliği daha iyi idrak ediliyor.
 
De ki, hamdolsun Allah'a. 0 ayetlerini (delillerini) sizlere gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız.
 
Kur'an'ın hak olduğu onlar için apaçık ortaya çıkıncaya kadar, Biz delillerimizi hem dış alemde, hem de iç alemde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? Bugünlerde ilim adamlarının dikkatini çeken yeni bir konu var: İnsanoğlunun ayak basıp yakından tanıdığı Ay'ın insanlar üzerindeki tesiri. İlim adamlarının araştırmalarına göre, dev gibi okyanuslarda med-cezir olaylarına yol açan dolunay, vücudunun yüzde 80'i su olan insanoğluna da tesirler yapıyor. Vücuttaki sıvı dengesi bozuluyor, beyindeki düzenli işleyiş aksıyor ve kalp atışı hızlanıyor. Özellikle kalp ve şeker hastalarında tehlikeli sonuçlara yol açabilen dolunay, sinir sistemindeki hücrelerin işleyiş düzenini bozduğu için dengesizlikler meydana getiriyor. Bunda vücuttaki elektrik akımının iki misline çıkması da büyük rol oynuyor. Dolunayın kadınlara daha fazla tesir ettiği de bir gerçek. İlim adamları bu tesirleri şöyle sıralıyor: 
 1-
Kadınlar dolunay günlerinde çok hassas oluyor ve daha çabuk ağlıyorlar.
  2-
Doğumlar, bu günlerde yüzde 20 oranında artıyor.
 
3- Dolunay adet görme düzenini bozuyor ve kanamaları arttırıyor.
 4-
Cinsiyet hormonundaki artış sebebiyle cinsi arzular fazlalaşıyor. 
  5- Kadınlarda migren artıyor ve daha saldırgan hale geliyorlar.

SUÇ ORANLARI, OLAYLAR, İNTİHARLAR

 1993 Yılının Ağustos ayındaki dolunay günlerinde, Almanya'daki adam öldürme, cinnet geçirme ve intihar olaylarında önemli artışlar meydana geldi. Yapılan araştırmalara göre dolunay, yalnız Kuzey Avrupa ülkelerinde değil, yeryüzünün her yerinde insanlara tesir ediyor. Psikologlar, dolunay zamanı insandaki ruhi değişimin tespit edildiğini söylüyorlar. Ay'ın bu günlerinde cinnetlerin arttığını söyleyen Fransız araştırmacı Rene Claude Guillot, işlenen cinayetleri araştırmış ve konuyla alakalı olarak "Dolunay Cinnetleri" adlı bir kitap yazmış. Araştırmacı: "Yalnız Fransa'da değil, Amerika'daki polis kayıtlarından da dolunay gecelerinde işlenen cinayetlerin sayısında artış olduğunu fespit etmek mümkün" diyor. Bilim ve Teknik Dergisi'nde neşredilen "Dolunay ve Suç" başlıklı haberde aynı doğrultuda: "Hindli iki bilim adamı, 1980'deki dolunaylar sırasında görülen zehirlenmelerin ve 1984'teki dolunaylarda cereyan eden suç oranının arttığını bildirdi. Bu çalışmalar, ciddi bir tıp dergisi olan British Medical Journal'da yayınlandı. Araştırmacı Prof. C.P.Thakur'a göre, dolunay günlerinde zehir alma veya zehir verme yoluyla gerçekleşen intihar ve cinayetlerin artış sebebi, insan vücudundaki gelgit dalgalarıdır.
 
Dolunay sırasında Dünya, Ay ve Güneş aynı doğru üzerinde olduklarından, Ay'ın
insan üzerindeki çekim kuvveti artar ve vücuttaki su miktarı yüzde 60'ı aşar. Bunun yol açtığı bedeni ve ruhi değişmeler ise, zehir alma-verme ve suç işleme eğilimini arttırır, Araştırmacı, beş yıl içinde üç polis karakoluna bildirilen suçları bilgisayara yükleyip, neticeyi dolunay tarihleriyle karşılaştırarak bu sonuçlara varmıştır."

HADİS-İ ŞERİFLER VE DOLUNAY

 İncelediğimiz bu yeni araştırmalar, bize Eyyam-ı Biyd tabir edilen ve kameri Ay'ın 13,14 ve 15. günleri tutulması sünnet olan orucu hatıra getirdi. Acaba Efendimiz ( s.a.v.) bu orucu niye tavsiye ediyor? Araştırmamızın neticesi, binlerce ehl-i ilmin 14 asırdır önünde saygı ile eğildiği 0 ümmi Zatın (s.a.v.) doğruluğunu ve peygamberliğini bir kere daha tasdik etmektedir. "Evet doğru söyledin ve hakkı konuştun ya Resulallah". Şimdi mûteber hadis kitaplarının konuyla alâkalı hadislerine bir göz atalım: 

1-
Buhari, Müslim ve Nesei'nin ittifakla rivayet ettikleri hadiste, Ebu Hureyre ( r.a), Efendimizden şöyle rivayet ediyor: "Dostum Halilim (s.a.v.) bana her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti.
 
2-Müslim'in Ebu'd-Derda (r.a)'dan rivayet ettikleri hadisi şerifte "Habibim yaşadığım müddetçe terk etmeyeceğim her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti." buyurulur.
 3-
Buhari ve Müslim, Abdullah Bin Amr'dan ittifakla şu hadisi şerifi rivayet ediyorlar: "Efendimiz buyurdu ki: Her aydan 3 gün oruç tutmak, bütün sene oruç tutmak gibidir." 4-Beyhaki, Taberani, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, Ahmet B.Hanbel, Bezzar, İbn-i Hibban sahihinde ve diğer hadis kitaplarında, bu konuyla alakalı bir çok hadise rastlıyoruz. Mesela: Tirmizi ve Nesei, Ebu Zer ( r.a)'dan şu hadisi rivayet ediyorlar: "Ey Ebu Zer, her ay üç gün oruç tutarsan, 13,14 ve 15.ci günleri tut." Bilindiği gibi ayın ortasına rastlayan bu üç gün, dolunay günleridir. Ve bütün bu hadisler, Efendimizin ümmetine eyyam-ı biyd (beyaz, ak günler) orucunu ısrarla tavsiye ettiğini ortaya koymaktadır. Bu günlere, gündüz güneşle, gece de dolunayla 24 saat aydınlık olmasından dolayı Eyyam-ı Biyd denmiş.
 Efendimiz (S.A.V) bu orucu niçin tavsiye ediyor? Ahmed Bin Hanbel, İbn-i Hıbban sahihinde, Beyhaki, Bezzar, İbn-i Abbas'dan rivayet ediyorlar.Efendimiz (S.A.V) buyurdu: " Sabır ayı ( Ramazan)'ın orucu ve her aydan üç gün oruç tutmak, göğsün `vaharın'ını' giderir." Vahar kelimesi Arapça'da "kin, gayz, öfke, düşmancık, vesvese, hile, sinirlenme" manalarına gelmektedir. Ahmed Bin Hanbel'in Müsden'inde, Ebu Zer ( r.a) Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şu hadisi şerifi rivayet ediyor: "Her ay üç gün oruç tutmak, göğsün `mağalle'sini giderir." Sahabiler sordular: "Ya Resulallah, göğsün 'mağalle'si nedir?" Efendimiz buyurdular: "Şeytanın pisliğidir." Efendimiz ( s.a.v.) tarafından Dolunay'a rastlayan günlerde oruç'un tavsiye edilmesi gerçekten 0'nun kıyamete kadar devam edecek mucizelerinden biridir. Ebu Davud ve Nesei'de, Kudame B. Nilham şöyle söylüyor: "Efendimiz ( s.a.v.) bize eyyam-ı biyd (beyaz günler)'de oruç tutmayı emrederdi ve "Bu, bütün sene oruç tutmak gibidir" buyururdu. Bu hadisleri bir bütün olarak incelediğimizde, Efendimizin ihbar-ı gaybi nevinden iki mucizesi zuhur ediyor:
 1-
Efendimiz (s.a.v .) Dolunay'ın insan vücudu üzerindeki menfi tesirlerinden haber veriyor ki ; bu hadise 14 asır sonra yeni anlaşıldı ve araştırmalar hala devam ediyor.
 2-Efendimiz (s.a.v.), insanın bu menfi tesirlerden korunmasını tavsiye ederken tedavi yolunu da gösteriyor. Bu ikinci şık, henüz ilim adamlarınca tespit edilmiş değil. Ve araştırmacılar, Dolunay'a karşı vücudumuzdaki tabi dengeyi nasıl koruyacağımız hususunda yeterli bir şey söyleyemiyorlar, zira çok yeni bir konu (!). Ama maddede ve manada rehberimiz olan Hz. Muhammed ( s.a.v.), mucizevi tıbbıyla asırlar öncesine ışık tutuyor, tekrar Tıbbı Nebevi'ye dikkatleri çekiyor, kafa ve kalp bütünlüğüne ermiş doktorları, bu sonsuz hazineye davet ediyor. Hadis şerhlerinde, eyyam-ı biyd'in faziletleri üzerinde durulurken, bu orucun sıkıntı, stres ve şeytanın pisliğini gidermesi hususunda bir şey söylenmiyor. Zira bu, eskiden bilinen bir şey değildi. 21. asrın başlarındaki bizler, dolunayın insan üzerindeki menfi tesirlerini öğrenince, Efendimizin ( s.a.v..) orjinal ve her zaman taze tavsiyelerinin hikmetini daha iyi anlıyor ve bunu bütün dünyadaki ihtiyaç sahiplerine duyurmanın heyecanını yaşıyoruz. Bakalım dolunayın insanlar üzerindeki menfi tesirlerini tespit eden ilim adamları, bu tesirlere karşı korunma ve tedavi yollarını da keşfedecekler mi? (!) Ama ne yaparlarsa yapsınlar, 14 asırlık farkı kapayamayacaklardır.

 

EYYAM-I BIYD: Ayin isiginin en aydinlik oldugu kameri aylarinin 13, 14 ve 15. gunleri.


Ilk insan ve ilk peygamber hazret-i Adem Cennet'ten ciktigi zaman vucudu birden bire karardi. Hazret-i Cebrail gelerek Adem aleyhisselama dedi ki:

"Ey Adem! Vucudunun eskisi gibi beyaz olmasini istersen, Eyyam-i Biydde oruc tut. Hazret-i Adem bu tavsiyeyi yerine getirmekle vucudu eskisi gibi busbutun beyaz olmustur. (Hadis-i serif-Eyyuhel Veled)

Ey Ali! Cebrail aleyhisselam gelip bana dedi ki:

"Ya Resulallah! Her ayda oruc tut." Ben dedim ki: "Ey Cebrail kardesim! Hangi gunlerde tutayim?" Cebrail aleyhisselam cevaben buyurdular ki: "Her kim eyyam-i biydde oruc tutarsa, Hak teala hazretleri o tuttugu orucun birinci gunune on yil, ikinci gunune otuz yil, ucuncu gunune yuz yil oruc tutmus gibi sevab verir.
(Hadis-i serif-Eyyuhel Veled)

alintidir  

12/11/2009

Zürafalar hakkinda




Allah yeryüzündeki canlıların her birinde, insanların üzerinde düşünmelerini sağlayan birbirinden farklı sistem ve özellikler yaratmıştır. Bunların her biri, Allah’ın yaratışındaki sonsuz mükemmelliği yansıtır. Zürafaların sahip oldukları özellikler de bunun delillerindendir.

Zürafanın Uzun Boyuna Uygun Olarak Yaratılmış Kalbi

Zürafa dört beş metreye varan boyuyla karada yaşayan hayvanların en uzun boylusudur. Bu uzun boyu nedeniyle yaşayabilmesi için kalbinden iki metre yukarıdaki beynine kan göndermesi şarttır. Bunun için olağanüstü güçlü bir kalbe ihtiyacı vardır. Nitekim zürafanın kalbi kafasından daha büyüktür ve yaklaşık 60 cm uzunluğa ve 11.8 kg'lık bir ağırlığa sahiptir.

Zürafaların kalbi 350 mm Hg'lik bir basınçla kan pompalayacak kadar güçlüdür. Diğer bir ifadeyle, zürafanın tansiyonu 35’e çıksa bile bu durumun zürafaya bir zararı olmaz. Canlılar arasındaki en yüksek kan basıncına sahip olan zürafaların kalpleri dakikada 170 kez atmakta ve tüm vücuduna 75 litre kan pompalayabilmektedir.

Zürafalarda bulunan kan hücresi miktarı, bir insanda bulunanın iki katıdır. Zürafalar bir şey yedikten veya içtikten sonra kafalarını yerden kaldırdıklarında, kalplerinin beyinlerine yeterli miktarda kanı pompalayabilmesi için normalden iki kat daha fazla atması gerekmektedir. Peki normal koşullarda pek çok canlının ölümüne sebep olabilecek kadar güçlü olan bu sistem, nasıl olur da zürafaya zarar vermez? Bunun nedeni, özel bir haznenin içinde bulunan sistemin, basıncın bu ölümcül etkisini kaldırabilmek için küçük damarlarla kuşatılmış olmasıdır.

Zürafa Niçin Beyin Kanaması Geçirmez?

Zürafanın başından kalbine kadar giden bölümde; yukarı çıkan ve aşağı inen damarların oluşturduğu bir U sistemi bulunur. Ters yönde akan kan damarları toplam basıncı sıfırlar, böylece canlı, ani kanamalara neden olacak iç basınçtan kurtulmuş olur.

Kalpten aşağı seviyede kalan bacak ve ayakların da özel bir korumaya ihtiyacı vardır. Zürafanın bacak ve ayaklarını saran derinin son derece kalın olması onu kan basıncının kötü etkilerinden korur. Ayrıca damarların içinde, şiddetli kan akışını dengeleyerek basıncı kontrol altına alan kapakçıklar da bulunur.

Asıl büyük tehlike ise, hayvan su içmek için başını yere kadar indirdiğinde ortaya çıkar. Normalde beyin kanamasına sebep olacak kadar şiddetli olan kan basıncı, bu durumda daha çok artar. Ama bu tehlikeye karşı kusursuz bir önlem alınmıştır. Vücutta salgılanan "sefaloraşidien" adlı sıvı devreye girer ve kalp hacmini küçülterek pompalanan kanı azaltır.

Öte yandan, hayvanın boynunda, başını aşağı eğdiğinde devreye giren özel kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar kanın akışını büyük ölçüde azaltır ve böylece zürafa güven içinde su içip tekrar başını yukarı kaldırabilir. Zürafanın kat kat olan damarlarının kalın olması da, yine bu yüksek basınç tehlikesine karşı alınmış bir tedbirdir.

Zürafaların Başı Neden Dönmez?
Zürafalar, başlarını aşağıdan yukarı kaldırmak için çok fazla zaman harcarlar ve bu yüzden kanın beyne gitmesi için vücutlarında kusursuz bir sistemin olması gereklidir. Bu sistem, çok güçlü bir pompa biçiminde çalışan kalp ve insandakinin iki katından daha fazla olan kan basıncından oluşur. İşte böylelikle zürafalar, bayılma nöbetlerinden korunmuş olurlar.

Nitekim zürafa başını kaldırdığında, baştaki kan damarları neredeyse bütün kanı yanaklarına, dillerine ya da deri gibi başın diğer bölümlerine aktarmaz; sadece beyne akması için yönlendirir. Aynı zamanda, hayvanın kalın derisi ve şahdamarındaki olağandışı bir kas -ki damarların genellikle kasları olmaz- kanı baştan kalbe geri taşıyan damara baskı yapar. İşte zürafa, insanlarınkinden çok daha iyi bir bayılmayı engelleyen mekanizmaya sahip olarak yaratıldığı için bayılmaz.

Zürafaların Yaratılışı, Allah’ın Üstün Sanatının Örneklerinden Biridir

Kuşkusuz, zürafalar sahip oldukları tüm özellikleri kendi ihtiyaçlarına göre planlayarak kazanmış olamazlar. Bu önemli özelliklerin zaman içinde yavaş yavaş işleyen bir evrim süreci ile oluştuğunun söylenmesi de mümkün değildir. Çünkü bir zürafanın yaşamını sürdürebilmesi için, mutlaka beynine kanı ulaştıracak bir pompalama sistemine, eğildiğinde ani kan basıncını azaltacak kapak sistemine ve başını kaldırdığında bayılmasını engelleyen damar sistemine aynı anda sahip olması şarttır. Bunlardan biri olmasa veya tam çalışmasa, zürafanın yaşamını sürdürmesi imkansız hale gelir.

Zürafaları Allah yaratmıştır ve yeryüzünde var olan diğer bütün canlılar gibi, vücutlarında Allah’ın üstün yaratma sanatının pek çok tecellisi bulunur. Allah bu durumu bir Kuran ayetinde şöyle bildirir:

Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)

Zürafaların Pek Fazla Bilinmeyen Özellikleri


Yemek borularında bir asansör sistemi vardır: Zürafaların boyunlarının uzun olması, ağaçların en üst dallarına kadar uzanıp oradaki filizleri ve bitkileri yiyebilmelerini sağlar. Ancak hiç çiğnemeden yuttukları bu dikenli bitkiler önce dört bölmeli midelerine gider. Zürafalar daha sonra bunları sindirmek için tekrar ağızlarına gönderir ve ağızlarında çiğnerler. En sonunda da tekrar yutarak midelerinin bir başka bölmesine gönderirler. Ancak besinin mideden ağza gidebilmesi için, yuttukları bitkilerin birkaç metre uzunluğunda olan boyunlarından yukarı doğru çıkması gerekir. Yüce Rabbimiz zürafaları besinleri yemek borusundan yukarı doğru çıkaracak asansör benzeri bir sistem ile birlikte yaratmıştır.

Ağız ve diş yapıları ihtiyaçlarına yöneliktir: Zürafaların dilleri 45 cm dışarı uzanabilir. Dişleri ise bir tarak gibi olduğu için sert akasya dallarının dikenlerini ve mineral gereksinimlerini karşılayan kemikleri rahatlıkla çiğneyebilirler.

Renkleri bulundukları ortama uygun olarak yaratılmıştır: Zürafaların benekli derileri, onların kamuflaj yapmalarına uygun olarak yaratılmıştır. Çünkü savan alanlarındaki ortamın rengi ile uyum içinde olmaları, düşmanları tarafından fark edilmelerini zorlaştırır.

Vücutları, hızlı koşmalarını sağlayacak biçimde yaratılmıştır: Zürafalar bir tehlike anında koşarak 50-70 km. hıza ulaşabilirler. Koşmaya başladıklarında başlarını pompalar gibi ileri geri götürür ve kuyruklarını kıvırırlar. Koşarken diğer bir özellikleri ise, diğer hayvanlar gibi ayaklarını çaprazlama atmamalarıdır. Önce ön ve arka sol, daha sonra ön ve arka sağ ayaklarını kullanarak koşarlar. Zürafanın bu koşma şekli, onun vahşi hayvanlar tarafından yakalanmasını zorlaştırır.

Küçük gruplar halinde yaşamaları güvenli bir ortam oluşturur: Zürafalar bütün yavrularına birlikte bakarlar. Yetişkin zürafalar dönüşümlü olarak yavruların başında nöbet tutarlar. Bu güvenlik sistemi sayesinde diğer anneler rahatlıkla yavru zürafaları bırakıp kilometrelerce uzağa yiyecek aramaya gidebilirler.

Yüce Allah zürafaların uyuma şekillerini özel olarak yaratmıştır: Oturduklarında kalkmaları zor olduğundan, boyunlarını arka gövdelerinin yanına uzatarak ayakta uyurlar. Birkaç dakika dışında bütün uykularını bu şekilde ayakta geçirirler. Ayrıca zürafalar hiçbir zaman aynı anda uyumazlar, mutlaka aralarından biri nöbet tutar.

Anne zürafa ve yavru arasındaki iletişim Yüce Allah’ın rahmetinin tecellisidir: Doğumdan sonraki birkaç gün içinde anne zürafa, zamanını yavrusunu yalayarak ve koklayarak geçirir, bu şekilde hem yavru temizlenmiş olur hem de annesinin kokusunu öğrenir. Bu koku, anne ve yavrunun kalabalık bir sürünün içinde birbirlerini bulmaları gerektiğinde işe yarayacaktır.

Herhangi bir zorluk içinde olan yavru, annesinin dikkatini çekmek için çeşitli sesler çıkarır. Annesi de onu sesinden hemen tanır ve yardımına koşar. Zürafalar yavrularını hiç yanlarından ayırmazlar. Saldırıya uğradıklarında ise yavrularını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vurarak saldırırlar.

12/11/2009

Kusburnu





Bir süre önce "Çiller Çayı" olarak da anılan Anadolu'da çok bilinen ve tüketilen bir bitki olan kuşburnu içerdiği vitaminlerle tam bir şifa kaynağı. 100 gram kuşburnunda 500 ile 1700 miligram C vitamini bulunuyor. Kuşburnunda ayrıca A, B1, B2, K, P vitaminleriyle protein, mineraller, potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, meyve asitleri ve şeker bulunuyor. Çekirdeğinde ise vanilin var.


Kuşburnu, bulaşıcı hastalıklara ve soğuk algınlığına karşı, bedenin savunma sistemlerini güçlendiriyor, genel güçsüzlüklere ve yorgunluklara karşı da kullanılıyor. Besleyici ve güçlendirici, hafif müshil, idrar söktürücü özelliğiyle kabızlık ve safrakesesi, böbrek ve mesane rahatsızlıklarında rahatlık sağlayan kuşburnu ayrıca, böbreküstü bezlerini çok olumlu etkileyerek önemli hormonların üretimine destek sağlıyor. Kuşburnu, yara iyileştirici ve kanı temizleyici özelliğinin yanı sıra böbrek ve idrar yolu taşları ve kumlarında, kanlı idrarda, gut hastalığında, soğuk algınlığı ve gripte, bitkinlik durumlarında, rahim kanamasında, mide kramplarında, yanıklarda, yaralarda, yağlı yemeklere karşı duyarlılık durumlarında da kullanılıyor. Kan yapıcı, tansiyon düzenleyici, vücudun hastalıklara karşı direncini artırma gibi özelliklerinin yanı sıra hemoroit ve ülser gibi hastalıklarda da yararlı oluyor. Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostu olan kuşburnunu düzenli tüketen yani günde 2-3 bardak kuşburnu içen kadınların selülit derdi de sona eriyor.


Kuşburnu, A vitamini ve karotenoidler içermesi nedeniyle, gece körlüğü ve diğer göz problemlerinin yanı sıra akne gibi bazı cilt bozukluklarını önlüyor, bağışıklığı artırıyor, kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. İçerdiği B1 vitamini, kan oluşumuna yardımcı oluyor, kavrama yeteneği ve beyin fonksiyonlarını geliştiriyor. Enerji, büyüme ve öğrenme kapasitesi üzerinde olumlu etkileri olan kuşburnu, vücudu yaşlanmanın, sigara ve alkolün zararlı etkilerine karşı koruyor. İçerdiği C vitamini ise dokuların gelişimi ve tamirini sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor